2/8/2009 - .............................
çok geç artık... yakında bir başkasına ait olucaksın, dokunamıycaksın, duyamıycaksın, koklayamıycaksın beni... sadece hayal ediceksin. tıpkı benim gibi her gördüğün kahverengi göz beni hatırlatacak sana. tıpkı her yeşil gözün bana seni düşündürdüğü gibi... acı içine öyle bir oturacakki, ona ilk dokunduğunda, benim o olmadığımı anladığında...
artık çok geç, yakında bir başkasına ait olucaksın, bilmeyeceksin, özleyeceksin ama geri dönemeyeceksin bana... bazen uykudan adımı sayıklayarak uyanacaksın. tıpkı benim gibi. uyanmak istemeyeceksin gördüğün rüyadan. o zaman sızlayacak yüreğin, ellerimin yokluğunu anladığında...
artık çok geç, yakında bir başkasına ait olacaksın, başkasına dokunup, başkasının gözlerine bakıcaksın, başkası yatacak yatağında, ve sen benim yokluğuma o zaman lanet edeceksin... hadi git... durma... ben zaten alıştım sevdiklerimi kaybetmeye, koymayacak, ağlamayacağım, hayata küsmeyeceğim, usulca kalbimin bi köşesine gömüp sulayacağım, yeşeren her dala sevgiyle bakıp hatırlayacağım seni... buna katlanacağım... ama sen? korkuyorum, sadece seni mutsuz görmekten, mutsuz olduğunu bilmek kahrediyor beni, mecburuz biliyorum... hadi git sevdiğim, belki başka bahara...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/6/2009 - ERKEK DEDİĞİN...
Erkek dediğin;
Seni elinin tersiyle değil avucunun içiyle kavrayacak. Bileceksin ki emin ellerdeyim, başkası tutamaz elimi böyle.
Rahat olacaksın yanında, çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek.
İnce olacak; seni senin kadar düşünecek. Sen onu merak ettiğinde kendisine hesap soruluyor havalarına girmeyecek. Senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek.
Adamın sinirini bozmayacak, cinlerini tepesine çıkarmayacak, sanki sen onun için varmışsın her ne zaman istese emrine amadeymişsin, o ne yaparsa yapsın her istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın triplerine girmeyecek.
Sen ona sevgini hissettirdiğinde, sen ona kayıtsız şartsız aşıkmışsın gibi havalara girmeyecek.
Erkek dediğin ilgi gördüğünde ilgiyle, sevgi gördüğünde sevgiyle karşılık verecek.
Erkek dediğin, sen onun için kendine baktığında, sırf ona daha güzel görünmek için giyinip kuşandığında hiçbir şey olmamış gibi davranmayacak.
Ruhunu okşamasını bilecek. Romantik olacak kimi gün habersizce kucağında çiçeklerle çıkıp gelecek. Özel günleri unutmayı marifet sanmayacak.
Kayıtsız olmayacak senin bütün zarafetine karşı. Gerçekten seven bir kadın sevgi ve ilgi bekler, erkeğine verdiği aşkın karşılığında küçük bir tatlı söz, kısa bir mesaj, bir çağrı bile onu mutlu edebilir. Erkek dediğin bütün bunları cebinden para harcıyormuş gibi cimrilikle yapmayacak.
Ben aranmayı, çok aramayı sevmem demeyecek. Her şey kendi istediği gibi olsun istemeyecek. Sadece kendi canının istemesine bağlamayacak her şeyi.
Erkek dediğinin, hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak. Cesur olacak cesur. Seni seviyorum derken korkmayacak, başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek.
Seviyorum deyip bir sonraki perdede kaçmayacak, özlüyorum diyorsa gelecek, kaybetmek istemiyorum diyorsa kaybetmeyecek.
Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. Bir baba şefkatiyle seni alnından öptüğünde bileceksin ki sevgisi geçici ve zayıf değildir.Ve sevgiyle öptüğünde dudaklarından bileceksin ki öpüşün tek sebebi şehvet değildir.
Erkek dediğin yakışıklı olacak, çekici olacak ama bundan çok daha öte bir şey... Zeki olacak.
Kadının küçük yalanlara, bahanelere inanmayacağını, kendisini kendi gibi tanıdığını bilecek. Kadının zekasını küçümsemeyecek kadar zeki olacak. Zeki olacak, seni bir hamur gibi karmasını bilecek, o hamura kendisi katmasını da.
Değerlerini bir anlık hevesler uğruna satmayacak. Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seninle yataktayken kullanacak.
Erkek dediğin önce sevecek. Kendini sevmeyen erkekten kimseye hayır gelmez. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu adamla ne yatağa sığıyorsun, ne toprağa... Koluna girip gezmesini bileceksin gururla, koynuna alıp sevişmesini de. Babalığını da bilecek, ana-babaya hürmet etmeyi, kadir kıymet bilmeyi, vefakarlığı, fedakarlığı...
Erkek dediğin seni koruyacak,kuşatacak.
O nerede olursa olsun seni koruyacağını bileceksin. Pısırık olmayacak erkek dediğin. Erkek dediğin erkek olacak. Seni sadece sen olduğun için sevecek. Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle hareket etmeyecek.
Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem dostun, hem baban, hem çocuğun olacak, huzurla bağrına basacaksın.
Can Dündar
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/6/2009 - adı hazandır, hüzündür, yanlızlaştırır...
işte böyledir hazan. güzeldir ama nazlıdır, çirkindir ama sevimlidir. solgundur ama sadedir, üşütür ama sıcaktır. sonbahar bir şiirle karşılar, bir hüzünle konuk edilir, bir masalla uğurlanır. onu tanımadığınız adreslerde ararken susuzluğunuzda bulur, vahalarda yüreğine dokunur, son nefesinize yetiştirdiği kuru bir yaprakla kaybedersiniz.
artık çoksesliliğin ritmik sıkıntılarını, mevsimini yitirmiş güneşin omuzlarına yükleyip ufuklardan uğurlarken, telâşlı bulutlarla birlikte yalnızlık şarkıları söyleme vakti gelmiştir. gelen hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır. hepimiz, göğünde yıldızı olmayan gecelerin sabahına zor tebessümler dağıtan, kanatları kırılmış titrek bir hayatın çaresiz çocukları gibiyiz. bir bağbozumunda daha özlemlerimizin arkasına gizlenip, kendi yalnızlığımızın kıyılarında soluklanarak içimizi ısıtacağımız hüzünlü mevsimlerin eşiğindeyiz. sakın! sıcaklığını yaza teslim eden güneşin size sahte gülücükler dağıtan cilveli duruşuna aldanmayın. bundan böyle, vaktini kuşanmış zamanın kollarında bitmek bilmez açmazlarınızı düşünürken, aralık duran pencerenizden teninize değen soğuk rüzgârlarla irkileceksiniz. ve hazan, yüzüne kapanan her pencereyle biraz daha kuşatacak yaşamınızı. ne düşünmesi gerektiğini düşünen kararsız ruh halinizin boşlukta bıraktığı anlamsız izler, bakışlarınızla birlikte balkon demirlerinin aralıklarından sıyrılıp sararmış yapraklarla sokaklara saçılacak. bekleyen de-beklenen de, gelen de - getiren de, giden de-götüren de yaşamınızın kuytu köşelerinde yankılanan cılız, ama zarif bir ses gibi en beklenmedik anda her köşe başında karşınıza çıkan sonbahar olacak. gelen hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır. serseri kaldırımlarda hayatlarının gölgesine basmadan yürüyen telâşlı insanlar, heyecanlı bulutların beklenmeyen gürültülerinden ürkerek üzerlerine boşalttığı yağmurdan süratle kaçarken, kalplerini bile yormadan düşüncelerinizi çiğneyecekler. cümlelerinizin canı yanacak, yaşamlarınızın kenarını gözyaşlarınız ıslatacak, yine de düşüncelerinizle âşık olduğunuzu, düşüncelerinizle ağladığınızı, düşüncelerinizle mest olduğunuzu, düşüncelerinizle yıkıldığınızı, düşüncelerinizle yalnızlaştığınızı hazandan başka kimseler bilmeyecek. hayatınız kendine küsse bile kimse size yeni bir hayat hediye etmeyecek. gelen hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır. kıyıda-köşede kalan siyah beyaz fotoğraflarımıza bakıp geçmişteki taze hayatlarımızı özlemek en çok bu mevsimde yakışacak bizlere. ve hepimiz, önümüzde duran fotoğraf karesine yaşamını bırakarak dönemeyeceği diyarlara göç edenlerin bugün aramızda olmayışını, karşı parktaki ağaçlardan toprağa savrulan kuru yapraklarla anımsayacağız. belki de bu, gidenleri son görüşümüz. ve gidecek olan kendimize, geride kalacak son bakışımız. bir sonraki sonbahara bizsiz kavuşacak dostlarımızla baktığımız son fotoğraf karesi. kim bilir, belki de bu son veda(mız)! gelen hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır. sonbahar, üzerinde ayak izlerinizi belli etmeden sessizce yürüdüğünüz mevsimin adıdır. hangi kapıyı çalmaya yeltenseniz hüzün kapı aralıklarından size bakıp yalnızlığı yanınıza yoldaş edecektir. ve siz, başını iki elinin arasına alıp güneşin batışını üşüyerek izleyen insanların sımsıcak özlemler büyütmesi gibi umutla bakacaksınız hayata. bütün yolları ölümle kesişen yaşamların otobüs camlarına başlarını yaslayıp uzun uzun hayaller kurması gibi anlık bir yansımayla geçecek günleriniz. hayallerinizin sınırsızlığına yetişemeden son durağa varacaksınız. ve yaşamınız, iki damla gözyaşıyla topraklara savrulacak! eninde sonunda her şey, yitiğini arayan sahipsiz aşklar gibi güz olup, solgun renkleriyle sessizliğe bürünecek. sakın! olan-biten her şey için güz geçimlerini, bağbozumlarını ve kaybettiğiniz masum yüreklerinizi suçlamayın. sonbaharın bunca telâşı, çekip gidenlerin ardından kılcal damarlarında aşk dolaşmayan ve konuşacak sözü olmayan adamların elinde hayatlarımızın adresi belirsiz mektuplar gibi ortalarda kalmaması içindir. gelen hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır. biliyorum! 'yaşamak büyüdüğünden beri, hayatı hep küçük gördü' ama yine de, bizi şehrin kaoslarında bar başımıza bırakıp, duygularımıza palyaço elbiseler giydiren mevsim sonbahar değil. yeter ki biz, mevsimin karşı kıyısından bize doğru koşan hüznümüze yabancılaşıp kendi yalnızlığımızı taşlamayalım. gelen hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır. eğer nisan’a ve kırkikindi yağmurlarına yeni bir hayat için eskilerini boşluklara cömertçe savuran güz kadar âşıksanız, yüzü baharlara dönük kardelenleriniz elbette ki açacaktır. ve sizler, kışı görmeden baharlarda uykularından uyanan papatyalar kadar neşeli açacaksınız. eğer; kendiniz olmak ve kendiniz kalmak için, bütün değerlerini ayaklarınızın altına seren sonbahara sırtınızı dönerseniz, yüzü ateşe dönük bir zakkum, rüyalarında kâbuslar gören bir avare olup, ‘seviyor-sevmiyor’ diyerek yapraklarınızı bir bir kopartan adamların ellerinde parçalara ayrılırsınız. seviyor diyenlerin parmaklarında aşktan geriye kalan yangın yeri gibi külleşirsiniz, ‘sevmiyor’ diyenlerin parmaklarında, hayal kırıklıklarından geriye kalan gözyaşlarıyla kuraklaşırsınız. ne sokaklarda izinize rastlanacak bir adımınız, ne de hayata değer düşülmüş bir adınız kalır. yenilgilerinizin altında ezilir, mevsimsiz geçen günlerinizin zindanlarında baharı kapısından kovalayıp, baharın gelmesini sabırsızlıkla bekleyen mevsimsiz, şaşkın mahkûmlardan olursunuz. gelen hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır. oy yüreğim! zor mevsimlerde yaşamak zordur deyip de sakın korkma! her şey, kaf dağında ölen ankanın kanatlarında hiçbir zaman ulaşamayacağımız yerlerde yok olmadı. bil ki gelen hazansa, ya getirdiği vardır, ya da gelmesi bile yalnızlığına yetmiştir. sakın üzülme! zamana yenildiğini düşünsen de nisan yağmurları gibi kendi saflığının içine akıttığın damlaların her zaman olacaktır. yeter ki sen, kendi yaşamının yağmurlarında ıslanma fırsatlarını kaçırma! gelen hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır. ömrünüzde batmakta olan güneşe doğru dar sokaklardan yürüyerek içine girebildiğiniz bir gün aralığı varsa ve adı sonbaharsa bilin ki, nerede biteceği belli olmayan uzun-kısa belirsiz bu hayat yolculuğunda yaşadım diyebileceğiniz bir gününüz vardır. 21 eylül 2002 ‘sonbahar masumdur.’ hayat, ağaçların dallarından savrulan sevdalarınızla can bulur. ’sonbahar sevimlidir.’ sizlere yazdan sıyrılan lodosların telâşlı bulutlarda yağmur aramalarını izletir. ’sonbahar hüzünlüdür.’ iki elinizi paltolarınızın yan ceplerine soktuğunuzdan beri, ayaklarınızın altına serdiği sararmış yapraklarla bir başınıza yaptığınız düşünceli yürüyüşlerinize eşlik eder. ’sonbahar son bakıştır.’ çöllerde leylasını arayan mecnun misalî ufuklara başınızı çevirtir, güneşin solan yüzünü izletirken de içinize hiç olmadığı kadar veda sözcükleri doldurur. ’sonbahar belli ki bir hatırlatıştır.’ yere düşen her yaprak, kuruyan her ağaç aslında hep kaçtığınız, ama kaçtıkça yaklaştığınız ‘o’ son günün en büyük tanığı ve en büyük habercisidir. işte böyledir hazan. ’güzeldir ama nazlıdır. çirkindir ama cilvelidir. solgundur ama sadedir. üşütür ama sıcaktır. sonbahar bir şiirle karşılanır, bir hüzünle konuk edilir, bir masalla uğurlanır. onu tanımadığınız adreslerde ararken susuzluğunuzda bulur, vahalarda yüreğine dokunur, son nefesinize yetiştirdiği kuru bir yaprakla kaybedersiniz. sonbahar masumdur. sonbahar sevimlidir. sonbahar hüzünlüdür. sonbahar son bakıştır. sonbahar belli ki bir hatırlatıştır.
adı hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır.
ALINTIDIR...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/6/2009 - adı hazandır, hüzündür, yanlızlaştırır...
işte böyledir hazan. güzeldir ama nazlıdır, çirkindir ama sevimlidir. solgundur ama sadedir, üşütür ama sıcaktır. sonbahar bir şiirle karşılar, bir hüzünle konuk edilir, bir masalla uğurlanır. onu tanımadığınız adreslerde ararken susuzluğunuzda bulur, vahalarda yüreğine dokunur, son nefesinize yetiştirdiği kuru bir yaprakla kaybedersiniz.
artık çoksesliliğin ritmik sıkıntılarını, mevsimini yitirmiş güneşin omuzlarına yükleyip ufuklardan uğurlarken, telâşlı bulutlarla birlikte yalnızlık şarkıları söyleme vakti gelmiştir. gelen hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır. hepimiz, göğünde yıldızı olmayan gecelerin sabahına zor tebessümler dağıtan, kanatları kırılmış titrek bir hayatın çaresiz çocukları gibiyiz. bir bağbozumunda daha özlemlerimizin arkasına gizlenip, kendi yalnızlığımızın kıyılarında soluklanarak içimizi ısıtacağımız hüzünlü mevsimlerin eşiğindeyiz. sakın! sıcaklığını yaza teslim eden güneşin size sahte gülücükler dağıtan cilveli duruşuna aldanmayın. bundan böyle, vaktini kuşanmış zamanın kollarında bitmek bilmez açmazlarınızı düşünürken, aralık duran pencerenizden teninize değen soğuk rüzgârlarla irkileceksiniz. ve hazan, yüzüne kapanan her pencereyle biraz daha kuşatacak yaşamınızı. ne düşünmesi gerektiğini düşünen kararsız ruh halinizin boşlukta bıraktığı anlamsız izler, bakışlarınızla birlikte balkon demirlerinin aralıklarından sıyrılıp sararmış yapraklarla sokaklara saçılacak. bekleyen de-beklenen de, gelen de - getiren de, giden de-götüren de yaşamınızın kuytu köşelerinde yankılanan cılız, ama zarif bir ses gibi en beklenmedik anda her köşe başında karşınıza çıkan sonbahar olacak. gelen hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır. serseri kaldırımlarda hayatlarının gölgesine basmadan yürüyen telâşlı insanlar, heyecanlı bulutların beklenmeyen gürültülerinden ürkerek üzerlerine boşalttığı yağmurdan süratle kaçarken, kalplerini bile yormadan düşüncelerinizi çiğneyecekler. cümlelerinizin canı yanacak, yaşamlarınızın kenarını gözyaşlarınız ıslatacak, yine de düşüncelerinizle âşık olduğunuzu, düşüncelerinizle ağladığınızı, düşüncelerinizle mest olduğunuzu, düşüncelerinizle yıkıldığınızı, düşüncelerinizle yalnızlaştığınızı hazandan başka kimseler bilmeyecek. hayatınız kendine küsse bile kimse size yeni bir hayat hediye etmeyecek. gelen hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır. kıyıda-köşede kalan siyah beyaz fotoğraflarımıza bakıp geçmişteki taze hayatlarımızı özlemek en çok bu mevsimde yakışacak bizlere. ve hepimiz, önümüzde duran fotoğraf karesine yaşamını bırakarak dönemeyeceği diyarlara göç edenlerin bugün aramızda olmayışını, karşı parktaki ağaçlardan toprağa savrulan kuru yapraklarla anımsayacağız. belki de bu, gidenleri son görüşümüz. ve gidecek olan kendimize, geride kalacak son bakışımız. bir sonraki sonbahara bizsiz kavuşacak dostlarımızla baktığımız son fotoğraf karesi. kim bilir, belki de bu son veda(mız)! gelen hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır. sonbahar, üzerinde ayak izlerinizi belli etmeden sessizce yürüdüğünüz mevsimin adıdır. hangi kapıyı çalmaya yeltenseniz hüzün kapı aralıklarından size bakıp yalnızlığı yanınıza yoldaş edecektir. ve siz, başını iki elinin arasına alıp güneşin batışını üşüyerek izleyen insanların sımsıcak özlemler büyütmesi gibi umutla bakacaksınız hayata. bütün yolları ölümle kesişen yaşamların otobüs camlarına başlarını yaslayıp uzun uzun hayaller kurması gibi anlık bir yansımayla geçecek günleriniz. hayallerinizin sınırsızlığına yetişemeden son durağa varacaksınız. ve yaşamınız, iki damla gözyaşıyla topraklara savrulacak! eninde sonunda her şey, yitiğini arayan sahipsiz aşklar gibi güz olup, solgun renkleriyle sessizliğe bürünecek. sakın! olan-biten her şey için güz geçimlerini, bağbozumlarını ve kaybettiğiniz masum yüreklerinizi suçlamayın. sonbaharın bunca telâşı, çekip gidenlerin ardından kılcal damarlarında aşk dolaşmayan ve konuşacak sözü olmayan adamların elinde hayatlarımızın adresi belirsiz mektuplar gibi ortalarda kalmaması içindir. gelen hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır. biliyorum! 'yaşamak büyüdüğünden beri, hayatı hep küçük gördü' ama yine de, bizi şehrin kaoslarında bar başımıza bırakıp, duygularımıza palyaço elbiseler giydiren mevsim sonbahar değil. yeter ki biz, mevsimin karşı kıyısından bize doğru koşan hüznümüze yabancılaşıp kendi yalnızlığımızı taşlamayalım. gelen hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır. eğer nisan’a ve kırkikindi yağmurlarına yeni bir hayat için eskilerini boşluklara cömertçe savuran güz kadar âşıksanız, yüzü baharlara dönük kardelenleriniz elbette ki açacaktır. ve sizler, kışı görmeden baharlarda uykularından uyanan papatyalar kadar neşeli açacaksınız. eğer; kendiniz olmak ve kendiniz kalmak için, bütün değerlerini ayaklarınızın altına seren sonbahara sırtınızı dönerseniz, yüzü ateşe dönük bir zakkum, rüyalarında kâbuslar gören bir avare olup, ‘seviyor-sevmiyor’ diyerek yapraklarınızı bir bir kopartan adamların ellerinde parçalara ayrılırsınız. seviyor diyenlerin parmaklarında aşktan geriye kalan yangın yeri gibi külleşirsiniz, ‘sevmiyor’ diyenlerin parmaklarında, hayal kırıklıklarından geriye kalan gözyaşlarıyla kuraklaşırsınız. ne sokaklarda izinize rastlanacak bir adımınız, ne de hayata değer düşülmüş bir adınız kalır. yenilgilerinizin altında ezilir, mevsimsiz geçen günlerinizin zindanlarında baharı kapısından kovalayıp, baharın gelmesini sabırsızlıkla bekleyen mevsimsiz, şaşkın mahkûmlardan olursunuz. gelen hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır. oy yüreğim! zor mevsimlerde yaşamak zordur deyip de sakın korkma! her şey, kaf dağında ölen ankanın kanatlarında hiçbir zaman ulaşamayacağımız yerlerde yok olmadı. bil ki gelen hazansa, ya getirdiği vardır, ya da gelmesi bile yalnızlığına yetmiştir. sakın üzülme! zamana yenildiğini düşünsen de nisan yağmurları gibi kendi saflığının içine akıttığın damlaların her zaman olacaktır. yeter ki sen, kendi yaşamının yağmurlarında ıslanma fırsatlarını kaçırma! gelen hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır. ömrünüzde batmakta olan güneşe doğru dar sokaklardan yürüyerek içine girebildiğiniz bir gün aralığı varsa ve adı sonbaharsa bilin ki, nerede biteceği belli olmayan uzun-kısa belirsiz bu hayat yolculuğunda yaşadım diyebileceğiniz bir gününüz vardır. 21 eylül 2002 ‘sonbahar masumdur.’ hayat, ağaçların dallarından savrulan sevdalarınızla can bulur. ’sonbahar sevimlidir.’ sizlere yazdan sıyrılan lodosların telâşlı bulutlarda yağmur aramalarını izletir. ’sonbahar hüzünlüdür.’ iki elinizi paltolarınızın yan ceplerine soktuğunuzdan beri, ayaklarınızın altına serdiği sararmış yapraklarla bir başınıza yaptığınız düşünceli yürüyüşlerinize eşlik eder. ’sonbahar son bakıştır.’ çöllerde leylasını arayan mecnun misalî ufuklara başınızı çevirtir, güneşin solan yüzünü izletirken de içinize hiç olmadığı kadar veda sözcükleri doldurur. ’sonbahar belli ki bir hatırlatıştır.’ yere düşen her yaprak, kuruyan her ağaç aslında hep kaçtığınız, ama kaçtıkça yaklaştığınız ‘o’ son günün en büyük tanığı ve en büyük habercisidir. işte böyledir hazan. ’güzeldir ama nazlıdır. çirkindir ama cilvelidir. solgundur ama sadedir. üşütür ama sıcaktır. sonbahar bir şiirle karşılanır, bir hüzünle konuk edilir, bir masalla uğurlanır. onu tanımadığınız adreslerde ararken susuzluğunuzda bulur, vahalarda yüreğine dokunur, son nefesinize yetiştirdiği kuru bir yaprakla kaybedersiniz. sonbahar masumdur. sonbahar sevimlidir. sonbahar hüzünlüdür. sonbahar son bakıştır. sonbahar belli ki bir hatırlatıştır.
adı hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır.
ALINTIDIR...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
22/6/2009 - AĞLAMA N'OLUR...
GECE YİNE KAPKARANLIK… BALKONDA OTURMUŞ KARŞISINDA KONUŞAN KADINI DİNLİYORDU… YADA DİNLEMEYE ÇALIŞIYORDU… KARIŞMIŞTI YİNE, YİNE AĞIRLAŞMIŞTI, LANET OLSUN DEDİ, YİNE GELDİLER… SİGARASINI YAKTI, KADIN HALA KONUŞUYORDU… ARKASINDA DURAN KOCA SURATLIDAN HABERSİZ… BİRANDA BELİRİVERMİŞTİ… KADIN SUSTU… ‘NOLUYOR?’ DİYE SORDU, CEVAP VERMEDİM… KADIN BİŞEYLER OLDUĞUNU FARK ETMİŞTİ AMA ANLAM VEREMEMİŞTİ… YALNIZ DEĞİLDİK, OLAN BUYDU… ELİMİ TEKRAR SİGARAYA ATTIM, ÇAKMAK… ÇAKMAK YOKTU… HER YERE BAKTIM YOKTU… YİNE OYNAMAYA BAŞLADILAR… KADIN İÇERDE YATAN İKİ ÇOCUĞU KONTROL ETMEK İÇİN İÇERİ GİRDİ, ALIN SİZE FIRSAT DEDİM… KULAĞIMA FISILDIYORDU, GÜLÜYORDU... SESSİZCE ‘GELİN, KORKMUYORUM SİZDEN’ DEDİM. GÜLDÜ… SOL TARAFIMA OTURDUĞUNU HİSSETTİM, KIRILIYORDU NERDEYSE KEMİKLERİM… GEL DEDİM ÖBÜRÜNE, GEL SENDE OTUR, EN FAZLA ÖLÜCEM… BAŞKA HİÇBİŞEY YAPAMAZSINIZ… KALKTI, OTURDUĞUM SANDALYE SALLANMAYA BAŞLADI, KAYBEDECEK HİÇBİRŞEYİM YOK DEVAM ET BİRAZ DAHA SALLA BELKİ UYURUM BEŞİK MİSALİ DEDİM… BİRDEN KARŞIMDA BELİRDİ O KORKUNÇ SURATIYLA, BİR BURUN MESAFESİNDE, BİR SÜRE BAKTI GÖZLERİMİN İÇİNE O TERS DURAN GÖZLERİYLE, İNATLA BAKTIM GÖZLERİMİ KAÇIRMADAN, NEFESİNİN KOKUSU İÇİMİ BULANDIRMIŞTI, YANMIŞ ET, DUMAN KOKUSU… CEHENNEM GİBİ… AMA YİNEDE VAZGEÇMEDİM DİKTİM GÖZLERİMİ… DİĞER ÜÇÜ DÖNÜYORDU HIZLA ETRAFIMDA SÖYLE ONA DEDİM, SÖYLE ONA ÖLENE KADAR AYAKTAYIM… BAŞARAMIYCAK… SİZİ BAŞIMA SALMAKLA ALT EDEMEZ BENİ… UCUZ OYNUYOR… BİR ANDA KAYBOLDULAR… ÇÜNKÜ KADIN BALKONA ADIM ATTI… ÇAKMAK İSTEDİM KADINDAN, SENDEYDİ NEREYE KOYDUN DEDİ? İÇERİ BAKMAK İÇİN DÖNDÜ… BİRDEN AĞZIMDAN BİR DUA DÖKÜLMEYE BAŞLADI, ‘KUL E ÜZÜ RABBİN NAS, MALİKİN NAS…’ PERDENİN ÜZERİNDEN KAYARAK YERE DÜŞTÜ ÇAKMAK… USULCA YERİNDEN KALKTIM VE YERDE DURAN ÇAKMAĞI ALDIM, SİGARAMI YAKTIM, DERİN Bİ NEFES ÇEKTİM… KADIN YANIMA GELDİ… ‘NERDEYMİŞ’ DİYE SORDU ‘CEBİNE KOYMUŞUM, FARKINDA DEĞİLİM DİYE CVP VERDİM’ SAAT 3’E GELİYORDU… UYUYALIMMI ARTIK? DEDİM. ODAYA GİTTİK, YATAĞA UZANDIM AMA HALA VARLIKLARINI HİSSEDEBİLİYORDUM… BENİ UYUTMAMAK İÇİN SÜREKLİ DÜRTÜYORLARDI… AMA İNATLA UYUMAYA ÇALIŞIYORDUM… SONUNDA BAŞARDIM, RÜYA GÖRMEYE BAŞLAMIŞTIM AMA YİNE ORDALARDI, GELDİ YANIMA SIRITARAK, AYAKLARIM SUYUN İÇİNDEYDİ, SAĞIMA SOLUMA BAKTIM, DENİZİN TAM ORTASINDAYDIM… KAFAMI SUYA SOKUYORDU, BOĞULUYORDUM… BİRDEN BUNUN BİR RÜYA OLDUĞUNU HATIRLADIM, NEFES ALABİLDİĞİMİ DÜŞÜNDÜM, ALIYORDUM… SİNİRLENMİŞTİ... PİS PİS SIRITTIM GÖZLERİNE BAKARAK... BENİ BİRDEN BİRE UÇURDU GÖKYÜZÜNE, AŞAĞIYA BAKTIM, DENİZ KARINCA KADAR KALMIŞTI… HADİ BIRAK DEDİM… BIRAKTA UÇMANIN TADINA VARAYIM… SIRITTI VE BIRAKTI… YERE ÇAKILMAYA AZ KALMIŞTIKİ DURDUM… HAVADAYDIM… TANIDIK Bİ EL YAKALAMIŞTI BENİ… HALBUKİ SÖZ VERMİŞTİ BİRDAHA GELMİYCEM DİYE… ONUDA ÇOK KIRMIŞ, HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATMIŞTIM. USULCA YERE İNDİRDİ BENİ. KENDİMİ YİNE UÇCUZ BUCAKSIZ BİR ARAZİDE BULUVERDİM… KUCAĞIMDA BİR BEBEK… ÇOK GÜZEL BAKIYOR, GÜLÜMSÜYORDU… O KÜÇÜK, YUMUK YUMUK ELLERİNİ AĞZINA GÖTÜRÜYOR, GÖZLERİNİ KIRPIŞTIRIYODU… ACIKMIŞTI… GÖĞSÜMÜ ÇIKARDIM EMSİN, KARNI DOYSUN DİYE EMMEYE BAŞLADI, BİRDEN BIRAKTI VE AĞLADI… GÖĞSÜMDEN SÜT DEĞİL KAN AKIYORDU… BEBEK AĞLADIKÇA İÇİM DAĞLANIYOR, SUSMASI İÇİN PIŞPIŞLIYORDUM… BİRDEN BEBEK KAYBOLDU, KENDİ KENDİME SORUYORDUM… KIZIM NERDE? BİRDEN KENDİMİ DELİ GİBİ TOPRAĞI KAZARKEN BULDUM, AĞLIYORDUM. KAZMAYA DEVAM EDİYOR ENGEL OLAMIYORDUM… BEBEK… BEBEK AĞLIYORDU… SUSTURUN NOLUR SUSTURUN ŞUNU DAYANAMIYORUM… HALA AĞLIYORDU ÇUKURUN YANINDAKİ KUNDAKTA. ELLERİM… ENGEL OLAMIYORDUM, ELLERİM UZANDI BEBEĞE, HALA AĞLIYORDU KUCAĞIMDA, AY PARÇASI GİBİYDİ… SUSTU GÖZLERİME DİKTİ GÖZLERİNİ… YAPMA! BANA KIYMA DER GİBİ… KOKUSUNU DUYDUM, NEDE GÜZEL KOKUYORDU… ELLERİM… YAPMAYIN… ENGEL OLAMIYORDUM… ÇUKURA KOYMUŞTUM BEBEĞİ… AĞLIYORDU KULAKLARIMI YIRTARCASINA… ENGEL OLAMIYORDUM KENDİME… TOPRAK BİLE KAN KOKUYORDU… AĞLAMA YAVRUM, AĞLAM DİYORDUM… SANKİ UYURKEN ÜSTÜNÜ ÖRTERCESİNE ÖRTÜYORDUM TOPRAĞI ÜZERİNE… ALLAHIM NOLUR BANA YARDIM ET... YALVARIYORUM… SESİMİ KİMSE DUYMUYORDU… TOPRAK TAMAMEN ÖRTMÜŞTÜ ARTIK AMA HALA AĞLIYORDU… SESİ KULKLARIMI YIRTIYORDU. KAN… HERYER KAN OLMUŞTU… MECBURDUM BEBEĞİM… MECBURDUM… SENİ DOĞURAMAZDIM… BUNA HAKKIM YOKTU, BUNU SANA YAPAMAZDIM… HALA AĞLIYODUM AMA GÖZLERİMDEN YAŞ DEĞİL, KAN DAMLIYORDU… SAĞ AVUCUMDA BİR ISLAKLIK HİSSETTİM, BİR ET PARÇASI, KANLI… NE OLDUĞUNU ANLAMAYA ÇALIŞTIM… BİR BEBEK ELİYDİ ELİMDE TUTTUĞUM, KALBİM SIKIŞIYORDU, NEFES ALMAKTA ZORLANMAYA BAŞLAMIŞTIM… YİNE GELDİLER… HİSSEDİYORUM... KUNDAK… KUCAĞIMDA BİR KUNDAK… BEBEK… BU SEFER BEBEK, BEBEK DEĞİLDİ… BEBEK SURETİNDE HAİNCE BAKIYORDU YÜZÜME. BENİ DOĞMADAN ÖLDÜRDÜN KATİLSİN SEN DİYORDU… SUSTUM SADECE DİNLİYORDUM… SAKİNLEŞMİŞTİM… YERE ATTIM KUNDAĞI… İÇİNDEN FIRLADI, ETRAFIMDA DÖNÜYORDU… KATİL, KATİL, KATİL… BİRDENBİRE YİNE BİR BURUN MESAFESİ KADAR YAKLAŞTI, YİNE GÖZLERİMİN İÇİNE BAKIYORDU. AĞZIMDAN KELİMELER DÖKÜLDÜ… ‘O ÖLDÜ, DAHA BİR AYLIK BİLE DEĞİLDİ, PİŞMAN DEĞİLİM, BOŞUNA UĞRAŞMA…’ VAZ GEÇMİYORDU HALA GÖZLERİMİN İÇİNE BAKIYORDU… USULCA VE SAKİNCE ‘EVET, BEN KATİLİM VARMI DİYECEĞİN? DOĞMAMIŞ BEBEĞİMİ YOK ETTİM… BEN KATİLİM… İSTERSEM SENİDE YOK EDERİM’ DEDİM… KAYBOLDU… UYANMIŞTIM, YATIĞIM SIRILSIKLAMDI… TERLEMİŞİM… KADIN UYANDI… ‘İYİMİSİN?’ DİYE SORDU, İYİYİM CEVABINI VERDİM… KADIN ‘BÜTÜN GECE SAYIKLADIN, SIÇRAYIP DURDUN’ DEDİ… KABUS GÖRDÜM ONDANDIR DEDİM GEÇİŞTİRDİM… USULCA KALKTIM YATAĞIMDAN, AYAKALRIM BENİ TAŞIMAKTA ZORLANIYORDU, BANYOYA GİRMİŞTİM… AYNAYA BAKTIM, YÜZÜMDE HİÇ RENK YOKTU… SAĞ AVUCUMDA BİR ISLAKLIK HİSSETİM… BAKTIM… ELİMDE KAN VARDI… ÜSTÜMÜ BAŞIMI KONTROL ETTİM, HERHANGİ BİR YERDE YARA YOKTU… ANLADIM.. ELLERİMİ YIKADIM, BANYO YAPMAK İÇİN SOYUNDUM… VÜCUDUMDA MORLUKLAR VARDI… HALBUKİ DÜN GECE YATARKEN HİÇBİRİ YOKTU… BOŞVER DEDİM KENDİ KENDİME… OLMASI GEREKEN OLUYOR… HAYATTA OLMASI GEREKEN NE VARSA O OLUYOR, NE OLURSAN, KİM OLURSAN OL, ÖNÜNE GEÇEMİYORSUN… ACIDA BENİM, HÜZÜNDE BENİM, YAŞAMDA…
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
her telden...
Kategoriler
Arkadaşlarım
Blogcu Yardım Aslı Aykaya darthvader2000
|